2/12/2007

Enkomi Alasia

Kazı Yapılmış Enkomi / Alasia Bölgesi Planı

Plan of excavated areas of Engomi / Alasia

 

Günümüzdeki Enkomi (Tuzla) köyü yakınlarında yer alan ve Alasia diye de bilinen antik Enkomi şehri M.Ö. 2000’li yıllara tarihlendirilmektedir. Yapılan kazılarda, şehrin ilk dönemlerde Mısır etkisinde kaldığı, sonraları Miken etki alanına girdiği anlaşılmaktadır. Surlarla çevrili olan bu yerleşim yerinde ölüler, evlerinin tabanına hediyeleri ile birlikte gömülmektedirler. Şehre ızgara planının uygulandığı ve ilk kez yazının da burada ortaya çıktığı belirlenmiştir. Kült heykeli olarak görülen ve kuvvetli bir Hitit etkisi taşıyan tunçtan yapılma "Boynuzlu Tanrı Heykeli" de bu bölgede bulunmuştur. Ayrıca şehirde çok sayıda tunçtan yapılmış eserler ve bakır işleme atölyelerini işaretleyen bakır artıkları bulunmuştur. Eskiden bir liman şehri olan Enkomi’nin yanından geçen Pedios (Kanlıdere) nehrinin, şehrin limanını alüvyonlar ile doldurması, depremlerin olumsuz etkileri ve Akaların 12. yy.’dan sonra sürekli tehdit etmeleri sonucu bölge terkedilerek bir daha kullanılmamıştır.

26/7/2007

Namik Kemal Dungeon - Namık Kemal Zindanı

 

             This two-storied hewn stone dungeon was built on the ruins of the Venetian Palace during the Ottoman era in Cyprus. Namik Kemal, a distinguished nationalist poet, spent his thirty-eight months in this dungeon when he was sent into exile on April 9th 1873 soon after the first performance of his play "Vatan Yahut Silistre" at Gedik Paşa Theatre on April 1st 1873.

 

 

            When Namık Kemal came to GaziMagusa, he first stayed on the ground floor, but after a while he was taken to second floor with the permission of the Cyprus Governor, Veyis Paşa. After having been forgiven vy Murat V. on June 3rd 1876, Namık Kemal returned to Istanbul on June 29th 1876.

The famous poet who spent a total of 38 months in Cyprus is said to have complained to a journalist before his departure from the island that the only thing that had saddened him was the "GOSSIP" in Cyprus.

Kıbrıs'ta toplam 38 aylık bir süre geçiren Namık Kemal, adadan ayrılırken, Kıbrıs'la ilgili izlenimlerini soran bir gazeteciye "Beni en çok üzen yaşam koşulları değil, Kıbrıs'ın DEDİKODUSU olmuştur" dedi.

 

 

The two storied stone building was later converted into a museum. The department of Antiquites and Museums, Planning and Restoration Section started the “Restoration and Environmental Organization Project of the Namık Kemal Dungeon Museum” more or less at the begining of 1993 and completed it within a short period of six months.

 

10/5/2007

Barış ve Özgürlük Müzesi - Peace and Freedom Museum

            Kıbrıs Türk mücadele tarihinde bir dönüm noktası olan 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın başladığı 20 Temmuz gününün gecesi karargah olarak kullanılan bu evin girişinde meydana gelen şiddetli patlamada 50’nci Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve iki er şehit olmuştur. Bu nedenle tarihi belge özelliği kazanan ev, Kıbrıs Barış Harekatı’nı ölümsüzleştirmek amacıyla müze olarak düzenlenerek harekâtın ikinci yıldönümünde Barış ve Özgürlük Müzesi olarak resmi bir törenle açılmıştır.

 

            1970’li yılların başında zengin bir Rum evi olarak inşa edilen ve 1. Barış Harekatı’nın başladığı Yavuz Çıkartma Plajı’nın hemen doğusunda yer alan müzede aradan geçen 27 yıllık zaman sürecinde ortaya çıkan yapısal sorunlar, yıpranma ve iç sergilemede baş gösteren eskimeden dolayı, gerek bina gerekse iç sergileme elden geçirilerek çağdaş müzecilik anlayışıyla yeniden düzenlenmiştir.

 

  Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

 Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

 

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us  Free Image Hosting at www.ImageShack.us 

 Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

22/3/2007

St.Nicholas Katedrali... Lala Mustafa Paşa Camii...Tarihi Cümbez

1372 yılında Venedikliler ile Cenevizlilerin

Cümbez ağacı altındaki kavgalarını yansıtan bir çizim.

 

Yıl 2007...

 

708 yıl sonra bile yemyeşil...

 

LÜZİNYANLAR döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında yapılmış olan yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa’da St. Sophia Katedrali’nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa’da St. Nicholas Katedrali’nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin Batı cephesi mimarisi Fransa’daki Reims Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunmaktadır. 16. yy. Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis’teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda, üç bölmelidir. Yukarıdaki pencereler iyi korunmuş olup, batı cephesinde ve yanda iki şapel bulunmaktadır.

Yapının önünde bulunan tarihi Tarihi Cümbez Ağacı adanın kuzeyinde çok az bulunmakta olan tropik bir incir türüdür.

Çevresi: Tabandan 1.30 metre yükseklikte 4.95 metre.

Boyu: 15 m.

Tepe şekli: Çok geniş tepelidir.

Tahmini yaşı: 708 (2007 yılı itibarı ile)

Özellikleri:

Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir. Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Kıbrıs'ta yaşadığı bilinen en yaşlı ve canlı ağaçtır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir.

Kökleri Doğu Afrika'ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısırlılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında 'Firavun Meyvesi' denmesi, belki de buna bağlanabilir. Yaşamı boyunca birkaç dönem Şubat ayında yapraklarını dökmesi ağacın öldüğü izlenimini vermişti. Fakat yapraklarının bir ay içinde geri gelmesi ve ağacın koyu yeşil yapraklarla yeniden canlanması insanları hayretler içinde bırakmıştı. Eski papirüs çizimlerinde meyvesinin çizimleri yer almaktaydı. Meyveyi yarmak için kullanılan ve eski Mısırlılar tarafından keşfedilmiş bıçak, bu meyvenin olgunlaşmasını hızlandırmaktaydı. Meyveyi yarmak, önceleri, içindeki sineklerin, böceklerin kaçması için düşünülmüştü. Ancak bu yöntemle ethilen gazının üretilmesi sonucu meyve olgunlaşıyordu.

Görünüşüne bakılarak birkaç yüzyıl daha katedralin bu ağacı koruyabileceği düşüncesine kapılmak oldukça sevindiricidir. Cümbez Ağacı ada tarihini anlatan en yaşlı canlıdır. Tanıklık ettiği yüzlerce olay var: Katedral önünde ses çıkaran zırhlar içindeki Lüzinyan Silahşörleri, çekirge belası, Venedik İnşaatçıları. 1571 yılındaki bombardıman, birçok deprem, son yapılan meydan düzenlemeleri ve daha yüzyıllarca olay. Ve daha göreceği birçok sahne "

21/3/2007

Famagusta - Gazi Mağusa -1-

Gazi Mağusa

Kentin çekirdeğini, kıyıdaki lagünün çevresine Mısır Kralı II. Ptolemy Phiadelphus'un (İÖ 285-247) kurduğu ve karısının adını verdiği Arsinoe denilen bir yerleşmenin oluşturduğu söylenmektedir. Daha sonra kentleri 648 yılında Arap korsanları tarafından yağmalanınca Arsinoe'ye göç eden Salamisliler Arapların bulamaması umuduyla buraya Ammakhostos ya da "kumlara gizli" adını vermişlerdir. Bugünkü Famagusta (Gazimağusa) sözcüğü de buradan türetilmişti

 

Famagusta'nın asıl gelişmesinin ada 1191 yılında haçlıların eline geçtikten sonra gerçekleştiği görülmektedir. Bu tarihten sonra kent hacıların Kudüs'e gidip gelirken mola verdikleri bir durak haline gelmiştir. Hristiyanlığın kutsal topraklardaki son kalesi Akra da 1187 yılında Eyyubiler tarafından alınınca, son Hristiyan şövalyeleri, soylular ve tüccarlar Famagusta'ya göçmüş ve kutsal topraklara dönecekleri günü beklemeye başlamışlardır. Papalığın Hristiyanların dinsizlerle alış veriş etmesini yasaklamasından sonra Kıbrıs limanları Suriye limanlarının yerini almış ve Batılı ülkeler ekonomik çıkarlarını korumak için Famagusta'da ticaret kolonileri kurmuşlardır. Her ne kadar bu çıkar kavgası sonunda Cenevizlilerin zaferiyle bitmişse de sonu gelmeyen kanlı mücadele Famagusta'yı tüketmiş ve nüfusunun büyük bir kısmı kenti terketmişti. 1489 yılında ada Venediklilerin eline geçtiğinde kent yıkıntı halinde idi.

Venediklilerin gelişiyle kentte yeni bir inşaat hamlesi başladı. Ancak bu onu güzelleştirmeye değil yaklaşan Osmanlı tehlikesine karşı savunmaya yönelikti. Deniz tarafındaki tabyalar, Martinengo tabyası ve Kara Kapısı'nın Ravelin denilen tabyası bu sırada inşa edilmiştir. Bu ara surların dışına 46 metre genişliğinde bir hendek açılarak içi su ile doldurulmuştu. Ancak kalın surları ve tabyaları yeterli olmayacak ve kent 1571 yılında zorlu bir kuşatmadan sonra Osmanlı ordusuna teslim olacaktı.

Gazimağusa'da görülebilecek oldukça fazla sayıda turistik ve tarihi yer mevcuttur. Bunlar Lala Mustafa PaşaCamii, Salamis Harabeleri, Othello Kulesi, Canbulat Müzesi, Sinan Paşa Camii, Namık Kemal Hapishanesi, çeşitli kilise ve manastırlar mevcuttur.Gazimağusa'nın önemli turistik yerlerinden bazı seçmeler şunlardır:


LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ
St. Nicholas Katedrali Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarından biri olarak bilinmektedir. Lüzinyan'lar döneminde 1298-1312 yılları arasında yapılmıştır. Önündeki tropik incir (Ficus Sycomorus) ağacının inşaat başladığı zaman dikildiği ve katedral ile yaşıt olduğunu söyleyenler vardır. 1571 yılında cami haline getirilene kadar adanın kralları önce Lefkoşa'daki St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı olarak, sonra da kutsal topraklara daha yakın olduğu için Famagusta'da Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi.

Katedralin en güzel ve en iyi korunmuş olan Batı cephesinin mimarisi Fransa'nın Reims Katedrali'nin ön yüzünden etkilenmiştir. Bu cephede ortadaki girişin üzerinde Gotik stilde işlemeli eşsiz bir pencere yer almıştır. Avlusundaki 16. yüzyıl Venedik galerisi günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişinin iki yanındaki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Oynayan hayvanlar ve çelenklerle süslü kabartmanın Salamis'teki bir Roma tapınağından geldiği sanılmaktadır. Katedralin içinde orta nefin yan neflerden tonozla bir tavanı da taşıyan iki sıra sütunla ayrıldığı göze çarpar. Apsıti Kıbrıs kiliselerinin çoğunda olduğu gibi Doğu üslubunda, yani üç bölmelidir. Yukarıdaki gülpencereler veya sivri kemerli ince uzun pencereler çok iyi korunmuş durumdadır. Batı yönünde ve yanda iki ufak şapel yer almıştır.

OTHELLO KULESİ
Othello Kulesi olarak bilinen bu kale ilk olarak 14. yüzyılda Lüzinyan'lar tarafından limanı savunmak amacıyla inşa edilmiştir. Etrafı derin bir hendekle çevrili idi. Koruduu Deniz Kapısı, Kara Kapısı ile birlikte surlarla çevrili kentin iki ana girişinden biriydi. 1492'de Venediklilerin Girne'de yaptıkları gibi bu ortaçağ kalesini de bir topçu tabyasına dönüştürdükleri görülmektedir. Kalenin girişinin üzerinde asılı Venediğin amblemi olan Saint Mark'ın kanatlı aslan kabartmasının altında kaleyi bu hale getiren kaptan Nicolo Foscarini'nin adı yazılıdır. Leonardo da Vinci'nin 1481 yılında Kıbrıs'ta iken Venediklilere kentin savunma sistemi hakkında tavsiyelerde bulunduğu söylenmiştir.

Kale kulelerden ve topçu bataryalarıyla biten koridorlardan oluşmuştur. Geniş avlusunun bir yanında inşa edilmiş olan yemekhane ve üstündeki yatakhane Lüzinyanlardan kalmadır. Kalenin avlusunda duran topların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı İspanyol yapımıdır. Demir gülleler toplara, taş gülleler de mancınıklara aittir.

Kalenin bugünkü adı, ada bir İngiliz sömürgesi iken kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in ünlü tragedyasının bir bölümü "Kıbrıs'ta bir liman kentinde" geçer ve tragedyanın kahramanı Othello bir "Moor (Faslı)" olarak tanıtılır. Yazarın adanın o dönemde Venedikli valisi olan ve sadece soyadının anlamı "Moor" olan Christophoro Moro'nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü sanılmaktadır.

Kara Kapısı bir ravelinle korunmuştu. Burada geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yer altı odaları bulunmaktadır.

Deniz tarafındaki Venedik dönemine ait arsenal Canbulat Burcu olarak bilinmektedir. Söylentiye göre Osmanlı kuşatması sırasında Canbulat Bey bu girişteki döner çarka atıyla birlikte saldırarak işlemez hale getirmiş ve şehit düşmüştür.

SALAMİS
Antik Salamis kentinin Truva savaşından dönen Teucer tarafından inşa edildiğine inanılmaktadır. Roma İmparatorluğu döneminde imparatorluğun doğusundaki en büyük ticaret merkezi olarak Salamis bilinmektedir. Milattan sonra 4. Yüzyılda bir deprem Salamis'i tamamıyla yıkmıştır. Bundan sonra İmparator Costantin tarafından yeniden inşa edilmiş ve Costantia adını almıştır. 648 yılında kent Arap istilacılar tarafından bir kez daha harap edilmiş ve o tarihten sonra onarım görmemiştir. Kıbrıs adasının en güzel kumlu plajlarından birinin yanında bulunan Salamis antik kenti kısmen ormanlık bir alan içerisinde yer almaktadır. Kıbrıstaki en büyük amfi tiyatro olan kentteki tiyatro, spor alanı, hamamlar ve pazar alanı ziyaret edilebilir. 

« Önceki